TANITIMI KAPAT

siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2015 Cumartesi

Babacan'dan Erdoğanı çıldırtacak demeç

0 yorum
Babacan'dan Erdoğan'ı kızdıracak çıkış



Başbakan Yardımcısı Babacan, sürdürülebilir büyümenin ancak yapısal reformlarla gerçekleştirilebileceğini belirterek “Bu reformları yapmak hükümetlerin görevi. Merkez Bankalarının elindeki araçlar belli. Ellerinde sihirli değnek yok” dedi.



Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Bazen Merkez Bankalarının elindeki araçlarla ekonomideki bütün sorunları çözebileceği, sürdürülebilir büyümeyi tek başına sağlayacağı düşünülüyor, bu yanlış bir yaklaşım” dedi. Babacan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nın ardından düzenlediği basın toplantısında, “Merkez Bankalarının elinde sihirli değnek yok” diyerek şöyle devam etti: “Merkezlerin elindeki araçlar sürdürülebilir ve sağlam bir büyümenin gerçekleşmesi için yeterli değil. Elindeki araçlar kısıtlı. Asıl büyümenin potansiyelini artırmak, sürdürülebilir olmasını sağlamak yapısal reformlarla gerçekleşir. Merkezler yapısal reform yapamaz. Bu hükümetlerin görevidir.”



AKP tarafından seçimler öncesinde büyümeyi artırmak amacıyla son birkaç aydır Merkez Bankası’na faiz baskısı sürerken, Babacan’ın açıklamaları hükümet içinde farklı yaklaşımlar da olduğunu ortaya koydu.



Ali Babacan, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın TCMB lojmanından ayrılmasının istifa edeceği şeklinde yorumlandığına ilişkin bir soru üzerine ise “Hiçbir söylentiye kulak asmayın. Bilgileri sağlam kaynaklardan, bilgili ve yetkili olanlardan alın” dedi. Dolar/TL kurunun yükselmesiyle ilgili soruya yorum yapmaktan kaçınan Babacan, “Merkez Bankası fiyat istikrarı açısından ve genel enflasyon hedefleri açısından kur konusunu çok ciddi takip ediyor. Hükümetin bir temsilcisi olarak daha fazla yorum yapma taraftarı değilim. Dilerseniz diğer hükümet temsilcilerine sorun” yanıtını verdi.



Yapısal reformlar ertelenemez



G20 toplantılarını değerlendiren Babacan “G20 ülkelerinin yapısal bazı değişiklikler konusunda taahhütleri var. Eğer bunlar tutulursa küresel ekonomide yüzde 2.1 lik ilave büyüme gerçekleşebilir” dedi. Yapısal reformların artık ertelenemez olduğu konusunda G20’de bir anlaşma sağlandığını dile getiren Babacan, önemli olanın reform taahhütlerinin uygulanması olduğunu söyledi. Piyasaların dalgalanmalardan etkilenmemesi için de öngörülebilir ve iyi iletişimin artırılması gerektiğine dikkat çekti. Babacan toplantılarda küresel ekonomiyi değerlendirdiklerini, büyüme stratejileri, ulusalararası fininsal sistemin mimarisi, finansal regülasyonlar ve uluslararası vergi konularına değindiklerini söyledi. cumhuriyet

8 Şubat 2015 Pazar

Kemal Kılıçdaroğlu yolsuzlukla ilgili kimi bombaladı!

0 yorum
Balyoz kararı sonrasında aydınların tavrını eleştiren Kılıçdaroğlu Fransa'da yüzyılın başında yaşanan Dreyfus davasını örnek gösterdi ve "Bizde Dreyfus çok ama ne yazık ki Emile Zola yok" dedi.





Başbakan Erdoğan'ın "CHP yolsuzlukta birinci" sözlerine yanıt veren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzluk ile ilgili hiç kimse Recep Tayyip Erdoğan'ın eline su dökemez." dedi.



Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından önemli satır başları:

Her grup toplantısında, güzel şeylerden bahsetsek, evine ekmek götürenlerin güvenli bir şekilde çalıştığı Türkiye'yi anlatsak ne güzel olurdu. Ama yönetimin toplumu germek, kutuplaştırmak gibi bir işlevi var. Bu tabloyu hak etmiyoruz.

"İŞ KAZALARINDA AVRUPA BİRİNCİSİYİZ"

Manisa Soma'da kömür çıkartan işçilerimiz yerin binlerce metre altında çalışıyor. 20 Ekim'de 28 işçi göçük altında kaldı. Biri hayatını kaybetti. Ölen öldüğü ile kalıyor. Ardından ailesi gözyaşı döküyor. Sorumluluk kimde? O insanlar çalışırken güvenlik ortamlarını almaktan sorumlu biri yok mu? İşçi kardeşlerimiz devlet neden bize güvenli çalışma ortamı sağlamadı diye düşünmeyecek mi?

İş kazalarında Avrupa birincisiyiz. Neden? 2013'ün ilk yarısında 482 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi. Çadırda, soğukta kalan işçilerin nasıl yangında yaşamını yitirdiğini hatırlayın. Biz sorumlu kim, sorun nasıl çözülür diye düşünüyoruz. Ama Türk-iş, Disk, Hak-iş de düşünsün, yan gelip yatan Çalışma Bakanı da düşünsün.

"DİYORLAR Kİ 'CHP PROJE ÜRETMEZ' AK PARTİ PROJEMİZİ ÇALDI"

Diyorlar ki CHP hep eleştirir, hiç proje üretmez. Oysa bizim hayatın her alanı ile ilgili projemiz vardı. Askerlik ile ilgili projemiz vardı mesela. 15 aydan 9 aya, sonra aşamalı olarak 6 aya indireceğiz dedik. Bedelli askerlik düşüncemizi de söyledik. Parası olan da olmayan da kısa süre yapacak. Parası olmayanı da düşüneceğiz çünkü biz haktan adaletten yanayız dedik. Başbakan'a soruldu, "Siz proje dediniz, ama bunun neresi proje, böyle ayak üstü proje mi açıklanır. Parası olan var olmayan var, bunu adalet terazisine oturtmak durumundasınız" dedi. Oturttu mu? Hiç alakası yok, ne demiştim, Yalancıdan Başbakan olmaz. seçimleri kazandı bizim projemize sahip çıktı, ama varsıldan yana. Demek ki neymiş CHP'nin projeleri doğru, tutarlıymış. Biz uzmanları çağırır konuşuruz, karşıt görüştekileri çağırır konuşur, düşünür, olgunlaştırırız. Bana çıksın Proje İstanbul'un bir tane fizibilite raporunu açıklasın, açıklayamaz.

"OTUR KATAR ŞEYHİNE DUA ET"

Pilotlarımız kurtarıldı. Ama bizimkiler sayesinde değil, otur Katar şeyhine dua et. Onun sayesinde kurtuldu. Lübnan sokaklarında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gezebiliyor mu? Suriye'de, Mısır'da, Irak'ta gezebiliyor mu? Gezemiyor. Senin izlediğin politikalar yüzünden. Kimin aklına gelirdi iki Türk pilotunu kaçırmak. Asıl yapman gereken senin ben bu ülkeyi bu hale nasıl getirdim diye sor.

"TÜRKİYE TERÖR İTHAL EDİYOR"

Türkiye terör ithal eden bir ülke oldu. Erdoğan bugün hiç bir Orta Doğu ülkesine gidemez, yalnızları oynuyor. Senin ne itibarın, ne ağırlığın var. İkisini de yok ettin. Irak'a, Mısır'a, Orta doğuya biz gidiyoruz. Erdoğan hiç birine gidemez.

Terör örgütünü yetiştirip komşusuna yollayan bir ülke olabilir mi? Reyhanlı'da ölen 53 vatandaşın sorumlusu bu hükümet ve Başbakan Erdoğan'dır.

"ERDOĞAN'IN ELLERİ KANLI"

Suriye'den mülteciler gelecek 100 bin kişi kırmızı çizgimizdir demişti. Açın gazetelere bakın. Yüz bin mi kaldı. Sayının kaç olduğunu kimse bilmiyor. Yol geçen hanına çevirdiler sınırı. Sen o sınırı kontrol edemezsin. Terör örgütüyle içli dışlısın, benim çocuğumu vuran mermi Türkiye'den geldi diyor baba. Erdoğan'ın elleri kanlıdır, Orta doğuda bu vardır.

"HİÇ KİMSE ERDOĞAN'IN ELİNE SU DÖKEMEZ"

İktidardan beslenen yandaşlar hariç kimse güvenmiyor hükümete. Bugün yolsuzlukla ilgili Chp'yi suçlamış sevgili diktatörümüz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzluk ile ilgili hiç kimse Recep Tayyip Erdoğan'ın eline su dökemez. Eğriye eğri doğruyu doğru. Hayatım boyunca halkıma yalan söylemeyeceğim. Sözlerim doğru. Ben siyasee yırtık ayakkabı ile geldim demiyor muydu. Şimdi nereden geldi bu para peki. Ne diyor "Yürütme organının başıyım" diyor. Doğru söylüyor.

"ARTIK SANSÜRÜN ÖTESİNE GEÇİLDİ"

Adım adım demokrasinin dışına itiliyoruz. Adım adım otoriterleşen bir sürece gidiyoruz. Konuşanın, yazanın üzerine baskı, derdim var diyen iş adamına baskı. Konuşamazsın diyor. Böyle bir tablo olamaz. Böyle bir tablo Türkiye'de yaşanmadı. Diyorlar ki sıkıyönetimde sansür vardı. Yazardık, sansürlenirdi. Şimdi sansürün ötesine geçti, adamı da atacaksın diyorlar.

"YARGI ARTIK SİYASALLAŞTI"

Otoriter yapıyı besleyen adımlar var. Demokrasiyi ayakta tutan ayaklar var. Bunlardan biri de yargı. Yargı artık siyasallaştı. Sıradan vatandaş biliyor, bir davan var ise git AKP il başkanına senin davan sonuçlanır. Yargıtay'a 160 militan yerleştiren kim, Danıştay'a militan yetiştiren kim, bu iktidar. Diyorlar ki yargıçlara neden yükleniyorsun.

Ben siyasallaşan yargıya, yargı demem. Adalet milletin vicdanı demektir, onu yaralıyorsan orada adalet bitmiştir. Toplumu ayakta tutan adalettir. Adalet zayıf karşısında pozitif durandır adalet budur. Siz adaleti aldınız çöp sepetine attınız. Vatandaş adalet diye bağırıyor. Adalet yargıç eliyle dağıtılır. Dönemin diktatörüne isyan edip "Berlin'de yargıçlar var" demek kolay değildir. Ankara'da yargıçlar var diyen var mı? Kim direniyor, isyan ediyor: Sami Selçuk...

"SEN KİM, ADALET KİM?"

Adaletin olmadığı yerde ahlak da olmaz. Yolsuzluklar bunun için artıyor. Deniz Feneri davasını gördünüz. Kurban parasını, zekat parasını, yoksulun hakkını, kul hakkını yiyenlerin sırtı sıvazlandı, iyi yaptınız denildi. Sen kim adalet kim.

"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR"

Adalet bir arada yaşamanın garantisidir. Onu yok edersen kutuplaşma, kavga başlar. Türkiye bu yolda gidiyor. Önümüzdeki günlerde büyük gerilimler yaşanırsa nedeni budur.

Haksızlığa direnmektir adalet, haksızlığı savunuyorsanız adaletten haberiniz yok demektir. Siz adaleti perişan ediyorsunuz. Bir kişiye yapılan adaletsizlik tüm insanlığa yapılmış adaletsizliktir. Hazreti Muhammet o nedenle "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diyor.

"BİZDE DREYFUZ ÇOK, EMİLE ZOLA YOK"

Fransa'da bir Dreyfus davası vardı. Fransa'nın aydınları, başta Emile Zola, Dreyfus'a yönelik haksızlığa karşı savaş açtılar.

Bizde Dreyfus çok Emile Zola yok. Emile Zola insanlığı yükseltmiştir. Fransa'nın da namusunu kurtarmıştır.

Nerede bu aydınlar. Kalemini kiralayanlar deyince kızıyorlar. Sen de çık haksızlıkları, yanlışları anlat, senin görevin bu. Emile Zola bir kişi haksızlığa uğradı diye isyan ediyor ve sonuç alıyorsa, senin ülkende hapiste çürüyenler ne olacak. Biz onlara aydın diyoruz çünkü onlar toplumun önderidir. Ellerindeki meşalelerle toplumun önünde giderler. Bilir ki toplum bu adaleti, doğruyu savunur. Haksızlığa karşı boyun eğmez. Kitleler de onun için gider arkalarından. Bizde yok öyle bir şey.

"YÖNÜMÜZÜ BATIYA DÖNDÜRDÜK, AMA GERİYE GİDİYORUZ"

Faili meçhule çocuklarını kurban eden anneler eylem yapıyor yıllardır. Nerede bu sivil toplum. Yönümüzü batıya döndürdük ama geriye gidiyoruz. Orta Doğu ülkesi olmaya başladık. Biz Orta Doğu ülkesi değiliz. 1071'den beri yönümüzü batıya çevirdik. Ama bunlar Orta Doğu gibi olmak istiyor. Orta Doğu halkları ise bizim gibi olmak istiyor.

"BİZ DARBELERDEN ÇOK ÇEKTİK"

Biz darbeden çok çektik. Bizim il başkanlarımız öldürüldü. Onlar bizim şehitlerimiz. Bu yüzden darbeleri asla savunmadım. Darbecilerin kurduğu mahkemeleri de savunmadım.

28 Şubat sürecinde generaller lüks arabalara binerken onları biz eleştirdik. Ama biz kin tutan bir parti değiliz. Biz kin beslemeyiz. Kin insanlığa yakışmaz. Ama tarihin doğru yargılanmasını da tarihçilere bırakırız.

BALYOZ DAVASI

Biz işin şovunda değil, özündeyiz. Bu ülkenin demokrasiye, özgürlüğe ihtiyacı var. Kim darbe teşebbüsünde bulunursa yargılanır. Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Darbeye asla evet demeyiz. Ama yargılanma adil olmalıdır. Herhangi bir sanık avukat tutacak parası yoksa devlet ona avukat tutas kendini savunması için bu evrensel bir kuraldır. Evrensel kuralları esas almalıyız.




7 Şubat 2015 Cumartesi

CHP tarihinin en güzel danışmanı.

0 yorum
Türkiye'yi Eurovision'da temsil eden ilk ses sanatçısı Semiha Yankı'nın kızı Tebessüm Koçakcı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na danışman oldu. Kılıçdaroğlu'nun halkla ilişkilerden sorumlu danışmanı olan Koçakcı annesi ile birlikte Medyaradar'dan Alev Gürsoy Cimin'e konuştu.



İşte Koçakçı'nın kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlar;





Tebessüm… Ülkece unuttuk biz galiba bunu… Ne güzel isim bu Tebessüm. Kim takmış?



Benden yaşça biraz büyük kuzenim var. Annem çok düşkünmüş ona, o kuzenimin de bir okul arkadaşı varmış, Tebessüm. Muhtemelen bir çocukluk aşkı. Kuzenim gelip gidip anneme "çocuğunun adı Tebessüm olsun" diyormuş, bizimkilerin de çok hoşuna gitmiş, böylece ismim Tebessüm olmuş… Biraz olsun tebessüm ettirebiliyorsam ne mutlu bana…







"ANNEM KILIÇDAROĞLU'NU ÇOK ESKİDEN TANIR"



CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanlığını yapmaya başladın. Nasıl geldi teklif, nasıl keşfedildin?



Bir anda oldu aslında. Annem zaten kendisini çok eskiden tanısa da ben hiç tanışma fırsatı bulmamıştım ama kendisini sıkı takip edenlerden biriydim. Gezi Parkı'nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım diye düşünmeye başlamıştım.



Çapulcusun yani?



Evet, sonuna dek!



Rahatsız olmuyor musun bu ifadeden?



Hayır olmuyorum. Çok da seviyorum, hatta gurur duyuyorum.







"GENEL BAŞKANIMIZA HAYRAN OLDUM"



Gezi Parkı'nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım dedin kendi kendine, orada kalmıştık! Sonra ne yaptın?



Taşın altına elimizi koymalıyız diye düşündüm. Çünkü örgütlenme olarak biraz zayıfız, özellikle gençler olarak. Adı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütü. Ne yapsam, nasıl etsem diye düşünürken CHP İl Başkanlığı'na gittim, o zaman Oğuz Kaan Salıcı il başkanıydı. Orada gönüllü olarak partiye destek vermeye başladım. Sonra kimsesiz çocuklara yönelik çok güzel bir proje yaptık, bunu grup başkanvekilimiz Akif Hamzaçebi'ye sunduk, o da Sayın Kılıçdaroğlu'na iletmiş. Bizimle görüşmek istedi. Görüştüğümüzde ben zaten genel başkanımıza hayran oldum.





"GERÇEK BİR LİDER TANIDIM"



Neden, hangi özelliklerine?



Televizyonda göründüğünün aksine çok farklı bir insan. Beyaz cam demek ki insanları bazen yanıltabiliyor. Bazen ünlü sanatçılar kameraların kendilerini 5-6 kilo fazla gösterdiğini söylüyor ya bu da ona benziyor. Televizyonlar bazen insanları olduğu gibi yansıtmıyor. Televizyonda doğal olarak hep siyaset konuştuğu için ben kendisinin nasıl biri olduğunu bilemezdim ama sonra tanıyınca o genel kültür bilgisi, sürekli okuması, insanlara, yurttaşlara yaklaşımıyla şahaneydi. Onda gerçekten bir liderlik gördüm, bir lider tanıdım.







Danışmanlık teklifi nasıl geldi peki?



Parti için durmaksızın gönüllü gece gündüz çalışıyordum zaten. Çalışıyorsun bir vasfın, unvanın olmalı dedi. Bana ve alanıma da uygun olan halkla ilişkiler danışmanlığına getirildim.



"BİZİ ÖLDÜRECEK HALLERİ YOK YA"



Moda deyimle taraf olan bertaraf oluyor son yıllarda. Mesela annen bir sanatçı, ana muhalefete bu kadar yakın olman onu ürkütüyor mu?



Biz de öyle şeyler olmaz. Duyduğu zaman ağladı, hem de sevinçten. Bizler korkusuz insanlarız, neden korkalım ki? Bizi öldürecek halleri yok ya. En fazla insanlar ya işlerinden oluyor ya da kariyerlerinden hatta canlarından olanlar da var tabii, Gezi Parkı'ndaki gençlerimiz gibi.



SEMİHA YANKI: AK PARTİLİ DEĞİLİM



Semiha Hanım, öncelikle hayırlı olsun kızınızın yeni görevi sizi tebessüm ettirdi mi?



Ben 57 yaşında bir kadınım, CHP'den başka hiçbir partiye oy vermedim. Son derece Atatürk duruşlu, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir annenin başka türlü bir kızının olması zaten mümkün değildi. Tebessüm kendi başına bir birey aklı çok başında, çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum ve ben onunla gurur duyuyorum.







Sanatçılar fikirlerini böyle açık dile getirmekten korkar oldu, sizi çok cesur buldum!



Korkular yıkılmak, yasaklar delinmek için yapılmış, ben hayatım boyunca kimseden korkmadım. Ne yani AK Parti'li değilim diye beni mi öldürecekler? Değilim istemiyorum da böyle bir partiyi. Onlar tarafından yönetilmek de istemiyorum.



Aman Semiha Hanım dikkat, işleriniz sekteye uğrayacak bu sözler yüzünden. Benim röportaj buna sebep olursa üzülürüm!



Kimin umurunda? Beni sahneye çıkarmayıp da ne yapacaklar, bana iş vermeyip de ne yapacaklar? Sahneye çıkamazsam, şarkımı söyleyemezsem başka iş yaparım. Onuruyla simit satan çok sokakta, aç mezarı da yok bu ülkede.

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Abi varya Türkiyeyi baronlar yönetçekti valla!

0 yorum
Yeni Şafak Gazetesi'nin seksi manken Tuğçe Kazaz ile yaptığı röportaj sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.





 Gazetenin Cumartesi günü yayınladığı röpörtajda Kazaz 17 Aralık operasyonunu "'Eğer operasyon başarılı olsaydı, Türkiye bir yirmi yıl daha geri gidecek,ekonomik olarak büyük bir başarı trendi yakalayan Türkiye baronlar tarafından hortumlanacaktı." şeklinde yorumladı.



Sosyal medyada en çok konuşulan konulardan olan röportajı Yeni Şafak Gazetesi'nden Nil Gülsüm yaptı. Star Gazetesi'nin yayınladığı yasa dışı dinleme llistesi kapsamında dinlendiği öne sürülen mankenin 17 Aralık operasyonu hakkındaki sorulara verdiği cevaplar ise sosyal medyanın en çok konuştuğu konulardan birisi oldu.



TUĞÇE KAZAZ FOTOĞRAFLARI



İşte Tuğçe Kazaz'ın Yeni Şafak'a verdiği o röportaj



Paralel yapının 17 Aralık'ta hükümete karşı kalkıştığı darbe girişimi ardından örgütle ilgili her geçen gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Birbirini ardına ortaya çıkan dinleme listeleri, iddianameler Türkiye'nin aslında ne kadar büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Toplumun çeşitli kesimlerinden isimlerin dinlendiğini ortaya çıkan son belgelerde ismi geçen kişilerden birisi de Tuğçe Kazaz. Paralel yapının 17 Aralık'taki niyeti ve dinlemelerle ilgili Tuğçe Kazaz'la konuştum.



Türkiye son yerel seçimlere girmeden önce montajlar, ses kayıtları ve dinleme skandallarıyla karşı karşıya kaldı. Geçen her gün yeni gelişmeler oluyor ve son olarak geçtiğimiz günlerde sizin de yer aldığınız bir dinleme listesi ortaya çıktı. Siz bu dinlemelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?



Türkiye'de tarih boyunca bir çok olgu işleyerek zayıflatıldı ve gelişmesinin önüne geçildi.Neydi bu olgular Kürt,Türk Alevi ,sünni,sağ,sol vb. kavramlar işlendi. Bununla amaç ülkeyi zayıf bırakmaktı. Çünkü barış ortamı sağlanan bir Türkiye ekonomik gelişmelere gebe olacaktı.Ve bu onların işine gelmedi.Artık interaktif bir çağdayız. Yine aynı dış odaklar paralel yapıyla birlikte bu dinlemelerle,17 Aralık'ta bu ülkenin Başbakan'ını halkın gözünde küçük düşürerek darbe yapmayı planladılar.



Sizce amacı neydi bu darbe planının?





Bunu darbe planıyla beraber Türkiye bir yirmi yıl daha geri gidecek,ekonomik olarak büyük bir başarı trendi yakalayan Türkiye baronlar tarafından hortumlanacaktı. Yani anlayacağınız 2.bir Lozan yapma hayaliyle tüm dış odaklar içerdeki işbirlikçileri ile birlikte tek yumruk haline gelip en etkin kozları paralel yapıyla bu ülkenin birliğine ,beraberliğine,kardeşlik unsurlarına ve çıkarlarını sekteye uğratmak için kale olan Türkiye Cumhuriyetine ve hükümetine saldırı yapmaktadır.



PARALEL YAPI BENİMLE DE TEMAS KURDU



Paralel yapının dinleme listesinde isminiz sizce neden yer aldı?



Bugüne kadar arayışımda odağımın yaradan olduğunu hiç bir zaman kaybetmeden ,bir çok dini inançları inceledikten sonra ,islamiyetin bütün dinleri kapsadığını ve Kur›an-ı Kerimin bize yol gösteren son gerçek kitap olduğunu keşfetmiş ve bu yolda devam eden biriyim.Bu esnada bir kaç cemaatten çevremdeki insanlar aracılığı ile davetler aldım. Ama hiç birisine katılmayı uygun görmedim.Nitekim bunlardan biri de Paralel yapıydı. Tahminim,içlerinde bulunmayı istemediğimden sanırım,bir nokta da bir açığını yakalar mıyız ve kendi tarafımıza çekebilir miyiz diye düşünüp bunu yapmış olabilirler diye düşünüyorum. Ama bir şey bulamadıklarından 2010 yılı itibari ile bu dinlemelere son verilmiştir .Ama bunu söylerken benim lafım paralel yapı oluşturmaya çalışanların başındaki işbirlikçi liderler için .masumane duyguları ve arayış noktasındaki samimiyetleri ile gelmiş vatandaşlarımıza değil, Ben şeffaf bir insanım ve amacım Bir T.C vatandaşı olarak öncelikle yapmış olduğum işi en iyi şekilde icra etmek. Bunun dışında ülkenin yararına hareket etmektir.Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerekli makamları, gerekli gördükleri nokta da beni dinleyebilirler.Özel hayatıma karışmadıkları sürece.



ÜLKENİN PRESTİJİYLE NASIL OYNARLAR





Paralel Yapı dinlemeleri çeşitli gerekçelerle savunuyor da. Bu savunmayı nasıl değerlendirirsiniz?



Bir de şunu vurgulamak isterim,madem bu dinlemeleri yapanlar,söyledikleri gibi amaçları gerçekten Türk milletini aydınlatmak,ve ülkenin birliğini sağlamak ise neden bunlara seçimlerden sonra da devam etmediler? Sonra Adana ve Hatay'da gerçekleşen tır olayları var.Her ülkenin dışa karşı politikaları olmalıdır ve bu politikaları tatbik eden hükümetlerdir.Burada da sorulması gereken soru şu: Bu kadar ülkesini seven, gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan ve amacının sadece dini bir görev olduğunu söyleyen insanların amacı neden ülke prestijini dışa karşı zayıflatmak girişiminde bulundular? Ve neden Tuğçe Kazaz'ı dinlediğini sanırım duyarlı her vatandaş sormalıdır.



İNSANLARI BİRBİRLERİNE KIRDIRMAK İSTEDİLER



Şiddet olaylarının körüklenmek istendiği de gözlemleniyor. Türkiye geçmiş yıllarda da gençlerin meşru siyasete yön vermek için kışkırtılmasını tanık oldu. 27 Mayıs ve 12 Eylül ihtilalleri bunun en canlı örneği. Gençliği kışkırtmak ve şiddete çekmek isteyenler bu girişimleri ile nasıl bir Türkiye oluşturma çabasındalar?



Türkiye bu konuda çok deneyimli.Bugun Türkiye›nin jeopolitik konumu ve yapısını değerlendirdiğimizde,bugün bor madenlerinin yüzde 75'inin üzerindeki kısmının Türkiye'de olduğunu düşünürsek,bir çok yeraltı kaynaklarımızın bulunduğunu gözönünde bulundurursak,ayrıca hepimizin bildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti bu zamana kadar islamiyetin demokratik bir yüzü olarak dünya ülkelerine örnek teşkil etmiştir ve etmeye devam edecektir.Ve bu ülke ekonomik yapısı ile,realitesi ile,güçlü hale geldiğinde örnek teşkil edecek ve diğer bütün ülkeleri de etrafında birleştirecektir. Bunun önüne geçmek için ülkenin dinamiklerini kullanarak insanını birbirine kırdırıp amaçlarına ulaşmak istenmiştir. Ve dış güçler kurumların başına gelen kişiliksiz karekterleri kullanarak bu darbe girişimlerinde bulundular. Dolayısı ile bu darbe girişimleri ile her zaman Türkiye'nin gelişiminin önüne geçildi ve sekteye uğratıldı. Her bir darbe ülkeyi 20 yıl geri götürdü.Fakat maalesef biz ezberci bir eğitim sisteminden geçtiğimiz ve güdülen toplumlar yaratılmaya çalışıldığından biz bunun çok geç farkına vardık.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

"Satılmış isem paralar niye sende."

0 yorum
Cumhurbaşkanı adayı HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Diyarbakır mitinginde kendisine yönelik 'satılmış' suçlamalarına "Ona şunu sormak istiyorum; satılmış olan bensem paralar niye sende?” diye





Selahattin Demirtaş, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Diyarbakır mitinginde kendisine yönelik 'satılmış' suçlamalarına "Ona şunu sormak istiyorum; satılmış olan bensem paralar niye sende?” diye sordu.



Demirtaş, İzmir Tarihi Havagazı’nda düzenlenen iftar programına katıldı. İlk defa halkın cumhurbaşkanı seçme fırsatı yakaladığını ifade eden Demirtaş, ancak adaylar arasındaki yarışın demokratik ve adil olmadığını söyledi. Bunu sürekli dile getirdiğini ifade eden Demirtaş, “Zaten çok fazla aday da yok. Üç adayız ama AKP’nin adayının imkanları, devletin olanakları, devletin elindeki neredeyse bütün valisinden kaymakamından THY’sinden TRT’sine, RTÜK’ten YSK’ya kadar bütün kurumları şu anda seçim çalışması yürütüyor.



AKP’nin adayının başarısına, tanıtımına yoğunlaşmış durumdalar. 12 yıldır bu ülkede başbakanlık yapıyor kendisi. 12 yıldır kendini bu halka tanıtamadıysan, anlatamadıysan 30 günde nasıl tanıtacaksın? Zaten bu halk senin 12 yıldır ne olduğunu iyi anladı merak etme. O yüzden panik yapmana gerek yok. Herkes seni tanıyor. Ne olduğunu ne yapacağını iyi biliyor. Senin tanıtılmaya ihtiyacın yok. Sen asıl televizyonu kullanacaksan hesap vermek için kullan. Sen asıl medyayı kullanacaksan, TRT’yi emrine hizmetine sokacaksan halktan özür dilemek için kullan. Bu yaptığın yanlışları düzeltmek için bir fırsattır.” diye konuştu.



Başbakan Erdoğan’ın seçim kampanyasını devletin imkanlarıyla yürüttüğünü dile getiren Demirtaş, şunları kaydetti: “Yasalar karşısında üçümüz de aynı haklar sahip olacağız. Ama sen devletin özel uçaklarıyla, devletin helikopterleriyle hazineden sana verilen paralarla TRT’yi de emrine alarak valilerle kaymaklarla birlikte zorunlu bağış kampanyaları düzenleyerek bir çalışma yürütüyorsan bu her şeyden önce senin demokrasi anlayışını gösterir. Demek ki senin eşitlik ve adalete dair en küçük bir inancın yok. Demokrasiye en küçük bir inancın yok. Ayrıca korktuğunu paniklediğini gösterir. Korkmuyorsan buyur eşit şartlarda bir seçim yarışını götürelim.



 Halk kimi seçerse hepimiz saygı duyalım. Buyurun TV’de aynı anda canlı yayında konuşalım. Gazeteciler bize soru sorsun halk bizi iyi tanısın. Biz şimdi koskoca halk başkanını seçiyoruz. Ama adaylardan birinin ne kadar parası var bilmiyoruz. Servetini bilmiyoruz. Açıklamıyor. Eşinin çocuğunun damadının yeğenin dayısının üstünde kendisine ait gayrimenkul ne var bilmiyoruz. Halktan saklıyor. Kampanyada kendisine ne kadar bağış yapılmış açıkla diyoruz. Açıklamıyor. Şeffaflık adına halka saygı adına hiçbir şey yok. Kullandığı dil hakaret ve tehdit dili. Kendisi dışında herkese öfkesi var. Her gün hakaret her gün tehdit peki nasıl halkın başkanı olacak.”



‘BEN SATILMIŞSAN PARALAR NİYE SENDE’

Demirtaş, Erdoğan’ın, Diyarbakır mitinginde kendisine yönelik ‘satılmış’ suçlamasına da cevap verdi: “Bugün AKP’nin adayı Diyarbakır’da bana ‘satılmış’ diyor. Halk neyin ne olduğunu biliyor seçimde cevabını verir inşallah. Ama ona şunu sormak istiyorum; satılmış olan bensem paralar niye sende?” CİHAN


16 Temmuz 2014 Çarşamba

"Hesaplar Reza'dan mı Zafer bey!."

0 yorum

Ankara Çayyolu’ndaki lokantada “saat kaç” diye soran bir kişinin protestosuyla karşılaşan eski Bakan Zafer Çağlayan’ın bir başka lokantada da “Hesaplar Reza’dan mı Zafer Bey” sataşması ile karşı karşıya kaldığı öğrenildi.







 Bir anda gerilen ortam çevredekiler yatıştırdı. İki ay önce yaşanan olayın ardından Çağlayan’ın artık sadece sosyal tesislerde yemek yediği konuşuluyor 





Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun simgesi haline gelen 700 bin liralık saatin sahibi eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a yönelik tepkilerin ardı arkası kesilmiyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara’nın Çayyolu semtinde bulunan bir restaurantta “saat kaç” protestosu ile karşılaşan Çağlayan’ın bir başka lokanta da ise “Hesaplar Rezza’dan mı Zafer Bey” sataşması ile karşı karşıya kaldığı öğrenildi.





Taraf gazetesinden Hüseyin Özay'ın haberine göre; “Hesaplar Rezza’dan mı Zafer Bey”in hikayesi şöyle:





ÇAĞLAYAN BİR GÜN YEMEKTE....





Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan yine bir grup arkadaşı ile geçtiğimiz günlerde Ankara’nın Çayyolu semtinde bir restaurantta yemeğe gitti. Olay yaklaşık iki ay önce gerçekleşti. Çağlayan ve beraberindekiler, kahkahalar içinde yemeklerini yiyorlardı. Bu kahkalardan rahatsız olan yan masadakiler ise dayanamadılar ve, “Hesaplar Rezza’dan mı Zafer Bey” diye laf attılar. Olay bir anda ortamın gerilmesine yol açtı. Tepki üzerine şaşıran Çağlayan yine ilk etapta cevap veremedi. Yanındakiler ise, “Ayıp olmuyor mu kardeşim” şeklinde tepki gösterdi. Ortamın daha da gerilmesini ise çevredekiler engelledi. Çağlayan ve beraberindekilerin kısa bir süre sonra restauranttan ayrıldıkları bidirildi.





SOSYAL TESİSLERE GİDİYOR





Ankara kulislerinde bu olayın ardında eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın, dışarıda yemek yeme işlemlerini bir süre askıya aldığı konuşuluyor. Çağlayan’ın son olarak, protestolardan kurtulmak için ilginç bir formül bulduğu öğrenildi. Buna göre Çağlayan’ın son dönemde tüm etkinliklerini kamu kurumlarının sosyal tesislerinde gerçekleştirdiği belirtildi. Yani, arkadaşları ile buluşma işlemlerini sosyal tesislere kaydırdığı kaydedildi. Bu durum ise, Ankara’da ilginç esprilere de konu oldu.





“SAAT KAÇ” ESPRİSİ CHP GRUBUNA DAMGA VURDU





Taraf Gazetesi’nin gündeme getirdiği Zafer Çağlayan’a yönelik “Saat kaç” tepkisi CHP’nin dün yapılan grup toplantısına da damga vurdu. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Taraf’ın haberini hatırlatarak, Çağlayan’ın ilk etapta “Saat kaç” esprisini anlamadığını hatırlattı. Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, salonda bulunanları güldürdü.




7 Temmuz 2014 Pazartesi

Ethem Sarısülük'ü öldüren polis tutuklandı.

0 yorum
Ankara'da Gezi Parkı protestolarına destek eylemlerinde Kızılay'da polisin silahından çıkan kurşunla vurularak hayatını kaybeden Ethem Sarısülük davasında mahkeme, sanık polis A.Ş.'nin tutuklanmasına karar verdi. Karar sonrası duruşma salonunda avukatlarla jandarma arasında arbede çıktı.

Kızılay'da polis memuru A.Ş.'nin silahından silahından çıkan kurşunla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük davasının 6. duruşması yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı.

Dava nedeniyle adliye çevresinde ve duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Saat 10.30'da başlayan duruşmaya sanık polis A.Ş., sanık ve mağdur avukatlarının yanı sıra Sarısülük'ün yakınları ve bazı CHP'li vekiller de katıldı.



''JANDARMALARI ÇIKARIN TALEBİNE'' RET
Duruşmada avukatların 'jandarmaları dışarı çıkarın' talebine mahkeme başkanı "Geçen celse olan olaylar ortada. Jandarmayı dışarı çıkarmıyoruz"  yanıtını verdi.

Sanık vekilleri duruşmanın kapalı yapılması talebinde bulundu. Mahkeme duruşmanın kapalı yapılmasına ilişkin sanık vekillerinin talebini reddetti.

SAVCI, SANIK POLİSİN TUTUKLANMASINI İSTEDİ
Ethem Sarısülük'ün ölümüne ilişkin davada Cumhuriyet Savcısı, sanık A.Ş.'nin eyleminin meşru müdafaa olmadığını belirterek, olası kasıtla adam öldürmekten cezalandırılmasını ve tutuklanmasını istedi.    

SANIK POLİSE TUTUKLAMA KARARI
Mahkeme, sanık polis A.Ş.'nin tutuklanmasına karar verdi. Duruşma 3 Eylül çarşamba gününe ertelendi.

ALİ İSMAİL'İN ANNESİ GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Sanık polise tutuklama kararı çıkınca Ali İsmail Kormaz'ın annesi Emel Korkmaz gözyaşlarını tutamadı.

DURUŞMA SALONUNDA OLAY
Karar sonrası duruşma salonunda avukatlarla jandarma arasında arbede çıktı. Jandarmma, avukatları salon dışına çıkarmaya çalıştı.

Duruşma salonunda bulunan polis memuru A.Ş. de güvenlik kuvvetlerinin arasında adliye binasında güvenli bir odaya alındı.

ADLİYE ÖNÜNDE TOPLANDILAR
Dava öncesi bazı sivil toplum kuruluşları adliye bahçesinde toplandı. 



Dava nedeniyle adliye çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Adliye girişleri, demir bariyerlerle kapatıldı.

11 Haziran 2014 Çarşamba

Bayrağı MİT'ci mi indirdi iddiası.

0 yorum
HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, bayrak indirme olayına ilişkin, 'Bunu bir çocuk değil, ancak komando eğitimi görmüş genç biri yapabilir' dedi





Kemal Burkay: Bayrak indirme olayının arkasında MİT olabilir

 HAK-PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, bayrak olayının arkasında PKK içine sızmış istihbarat kuruluşları olabileceğini öne sürdü.



 “Bayrağı indiren, her halinden eğitimli bir komando olduğu belli kişi kim? Niçin derdest edilmedi? Şu anda nerede?” diyen Burkay, "KCK içinde yaklaşık bin MİT mensubu olduğunun medyaya yansıdığını" hatırlatarak, "Bu kişilerin şimdi ne yaptıklarının bilinmediğini" ifade etti.





Burkay, yüzü maskeli bir kişinin direğe çıkıp bayrağı indirdiğini ve kayıplara karıştığını hatırlattı. Burkay, “Kışlanın yüksek duvarından ve iç kısımdaki tel engelin üzerinden atlamasına, yüksek direğe tırmanıp bayrağı indirmesine bakılırsa, bunu bir çocuk değil, ancak komando eğitimi görmüş genç biri yapabilir. Bu kişi şu anda nerede? Nasıl olur da silahlı nöbetçilerin ve özel timcilerin arasında bütün bunları böyle rahatça yapabildi, kendisine karışılmadı ve kolayca çekip gitti? ” diye konuştu.



Olayın üzerinde ciddi şüpheler olduğunu, yapılanın kamuoyunu kışkırtmaya, gerilimi büyütmeye yönelik bir provokasyon olduğunu gösterdiğini anlattı. Daha önce Mersin’de de böyle bir provokasyon yaşandığını ve sonrasında ülke genelinde olaylar yaşandığını hatırlattı.

Burkay, “Böylesi provokasyonları yapanlar eğer biliniyorsa hemen yakalanmalı. Yoksa bu türden yeni provokasyonlar yaşanacak, ortam çok daha gerilecek ve kitleler kışkırtılıp çok daha kötü gelişmelere yol açılacak.” ifadelerini kullandı.



Kemal Burkay, geçmişte "KCK ve bazı başka örgütler adına sokakları karıştıran, sağa sola molotof bombası ve bomba atan, ölümlere yol açan gruplar içinde MİT elemanlarının, provokatörlerin olduğunu da bildiklerini" kaydetti. Burkay, “Birkaç yıl öncesi İstanbul’da otobüse molotof kokteyli atıp bir genç kızın ölümüne yol açan kişinin bir MİT elemanı olduğu anlaşıldı. Batman’da böylesi bir bombacının yakalandıktan sonra emniyetin elinden çekilip alındığını bizzat emniyet müdürü açıkladı. Daha birkaç yıl öncesi KCK içinde 1.000 dolayında MİT elemanı olduğu medyaya yansımıştı. Ne oldu bu kişiler? Ergenekon örgütü kurumlardan temizlendi mi, yoksa bir dizi ‘uyuyan hücre’ harekete geçmek için uygun zamanı mı bekliyor? Ve şu anda indirilen bayrak olayında da işin içinde, Genelkurmay’ın ‘sabrını zorlayan’ böylesi hücreler olamaz mı?” sorularını yöneltti. korhaber.com


IŞİD kuzeye Musul petrol bölgesine yöneldi.

0 yorum
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının Irak'ın ikinci en büyük şehri Musul'u ele geçirmesinin ardından, Musul halkı şehri terk etmek zorunda kaldı.





Şu ana kadar yaklaşık 500 bin kişinin evlerini geride bırakarak şehirden ayrılmak üzere yola çıktığı belirtiliyor.





Şehirde kalan Musul halkı ise, binalara cihad bayrakları asıldığını söylüyor ve megafonlarla halka seslenen militanların "Sizi kurtarmaya geldik" anonsları yaptığını belirtiyor.

Musullu kamu görevlisi Umm Kerem "Şehir tamamen kaos içerisinde ve bize yardım edecek kimse yok. Korkuyoruz" dedi.

Şehirden ayrılan Musullular ise, "Ordu tamamen dağılmış durumda ve şehri terk ettiler. Onlar gidince biz de şehirden ayrılmak zorunda kaldık" diyor.







IŞİD militanları ise, Musul'u ele geçirdikten sonra bölgedeki stratejik noktalara yönelmiş durumda. El Kaide çizgisindeki IŞİD, Selahaddin Vilayeti yakınlarındaki Beici petrol rafinerisine doğru ilerliyor.

Rafinerinin yaklaşık 250 kişilik askeri güç ile korunduğu belirtiliyor.

Reuters haber ajansı, IŞİD'in gönderdiği sözcülerin rafineri bölgesindeki askerlerden geri çekilmelerini talep ettiği bilgisini geçti.

Askerlerin ise, güvenli bir şekilde başka bir şehre gitmelerine izin verilmesi halinde rafineriden geri çekilmeyi kabul ettiği belirtiliyor.







Olağanüstü hal

IŞİD'in Musul'u ele geçirmesinin ardından yaklaşık aralarında Irak askerlerinin de bulunduğu 500 bin kişi şehri terk etmeye zorlanmış durumda.

Irak Başbakanı Nuri el Maliki IŞİD'in Musul'u ele geçirmesine olağanüstü hal ilan ederek yanıt vermiş durumda.







Maliki böylece daha geniş tutuklama emri verme ve sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkilerine sahip olacak.

ABD ise, yaşanan gelişmelerin IŞİD'in bölge için gerçek bir tehdit olduğunu gösterdiğini belirtiyor.




8 Haziran 2014 Pazar

Sigara içen sürücüye ceza yok!

0 yorum
Tekel Bayilerine neden içki satıyorsun cezası!





İçişleri Bakanı Efgan Ala, CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlaması istemiyle 31 Ocak'ta TBMM'ye sunduğu alkol düzenlemesine ilişkin verdiği soru önergesine yanıt verdi.



İçişleri Bakanı Efgan Ala, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 9 Eylül 2013 tarihinden bugüne kadar, 22.00- 06.00 saatleri arasında perakende olarak alkollü içki satışı yaptığı tespit edilen 21 perakende satıcıya idari para cezası uygulanmıştır" yanıtını verdi.



"SİGARA İÇEN SÜRÜCÜYE CEZA YOK"

Turgut Dibek, 'Toplumda alkol yasası' olarak bilinen düzenlemeye göre saat 22.00'den saat 06.00'a kadar perakende alkol satış yasağı ve araçlarda sürücü koltuğunda sigara kullanma yasağı uygulaması Eylül 2013 tarihi itibariyle yürürlüğe girmişti. Yürürlüğe giren yasa ile sürücülerin sigara içmesi de yasaklanırken bugüne kadar hiçbir sürücüye bu konuda ceza kesilmemiş olması, sürücüler üzerinde bir denetim yapılmadığını da ortaya koydu ifadelerine yer verdi. Dibek, şöyle dedi:



"Yasa çıktığından beri akşam 22'den sonra alkol satışı yaptığı tespit edilen yalnızca 21 işyerine ceza kesilmiştir. Araçlarında sigara içen şoförlere hiç ceza kesilmemiştir. Araçlarda sigara içen sürücüler ile ilgili bir denetimin olmadığı burada ortaya çıkmıştır."

7 Haziran 2014 Cumartesi

Elif Çakır'dan skandal açıklamalar.

0 yorum
Star Gazetesi yazarı Elif Çakır, 24 TV'de yaptığı Söz Bitmeden programındaki skandal sözleri gözden kaçtı.





Aziz Babuşçu'nun Cüneyt Özdemir için söylediği 'küçük beyinli' sözü o programdan kamuoyuna yansıyınca Elif Çakır'ın sözleri görülmedi. Oysa Babuşçu'dan çok daha vahim olan Elif Çakır'ın sergilediği tavırdı.



Bu nasıl bir dil?



Programda gazeteci kimliğini unutan Elif Çakır, Cüneyt Özdemir için Aziz Babuşçu'nun söylediği sözlerle gaza gelip şöyle diyor;



-"Kendisi aslında bir Ertuğrul Özkök filan da değil. Ankara'nın varoşlarında hayat sürmüş. Annesi mütevazi başörtülü... Yıllarca annesinin başörtülü olduğunu söyleyememiş bir tipten söz ediyoruz."



Cüneyt Özdemir'den manidar yanıt



Elif Çakır'ın 24 TV ekranlarında sarfettiği skandal sözlere Radikal Gazetesi yazarı Cüneyt Özdemir'den manalı bir tepki geldi.



Özdemir bugün köşesini tamamen Çakır'a ve kendisi için aynı programda 'küçük beyinli' diyen AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu'ya ayırmış. Sonra 'bu seviyesizliğin üzerinde durmaya değmez' diyerek tüm yazıyı silmiş.



O yazıdan geriye kalansa aslında okkalı ve çok sözü edilecek etkide şu satırlar kaldı:



Bugün aslında Ak Parti İl Başkanı Aziz Babuşçu'nun bir programda benim için sarf ettiği 'küçük beyinli' hakareti ve muhalefet için söylediği 'kabız' tanımlamasının sefaleti üzerine bir yazı yazmıştım.



Paraları hukkalaya hukkalaya



Devamında aynı programda beni Ankara'nın varoşunda büyüdüğümü söyleyerek aşağıladığını zanneden köşe sahibi aktrolün paraları hukkalaya hukkalaya beyninin nasıl bulandığını anlatıyordum.



Bu seviyesizliğe değmez



Öyle ya benim büyüdüğüm Ankara'nın varoşu diye küçümsediği Keçiören'de yıllardır Başbakan Erdoğan oturuyor! Sonra yazının hepsini sildim. Zira ne politikacıların kendilerini Başbakana beğendirmek için yerlerde sürünen bu seviyesizliği üzerinde durulmayı hak ediyor ne de bu vasat aktrol köşe yazarları üzerine kalem oynatmaya değiyor.

4 Haziran 2014 Çarşamba

Ankarada 3 gündür sular kesik!

0 yorum
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in geçtiğimiz şubat ayında "Ankaralıların herhangi bir endişesi olmasın. Hiç yağmur yağmasa bile 1.5 senelik suyumuz hazır" demesine karşın, Ankara 3 gündür susuz. Ankaralılar sosyal medya üzerinden Melih Gökçek'i mesaj yağmuruna tuttu.





Milliyet'ten Evin Demirtaş'ın haberine göre; Keçiören Tanzimat Caddesi'nden geçen ve Ankara genelinde bir çok bölgeyi etkileyen ana isale hattında pazartesi günü meydana gelen arıza şehri susuz bıraktı. 72 saatlik susuzluk, sosyal medyada da Gündem haline geldi.



 Vatandaşlar, tepkisini, "Başkentte su kesintisi 3. gününde helal Başgan. Gözlerinize inanın burası Ankara" tweetleri ile ortaya koydu. Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (ASKİ) yetkilileri, arızanın dün gece onarıldığını, ancak bir çok bölgenin ana deposundaki sular boşaldığı için boruların tekrar suyla dolmasının zaman aldığını belirtti.

Ankaralılar, son günlerde barajlar için su anlamına gelen yağmura sevinirken, 3 günlük su kesintisi şoku yaşadı. 72 saatlik susuzluk, vatandaşların tepkisini çekti. Şok susuzluk, sosyal medyada da gündem haline gelirken, Ankaralılar, gazete bürolarını ve ASKİ'yi telefon yağmuruna tuttu.




Vatandaşa Gavat diyen vali Adanadan ayrıldı.

0 yorum
Sakarya'ya atanan Vali Hüseyin Avni Coş, Adana'dan eşi ve çocuğuyla birlikte uğurlandı.





Vali Coş, valilik kararnamesiyle atandığı Sakarya'ya gitmek için bugün Adana Valiliği'ne son kez geldi. Vali Coş, valilik bahçesini dolduran herkesle tek tek tokalaştı.



Bahçede yaptığı konuşmada, Adanalılardan helallik isteyen Coş, "Halka hizmet, Hak'ka hizmettir" anlayışıyla Adana'da 3 yıla yakın görev yaptım. Hükümetimizin sunduğu imkanları, ödenekleri en iyi şekilde kullanarak yatırıma dönüştürmeyi, vatandaşlarımıza verilen hizmetlerin niteliğinin yükselmesi, etkinliğinin artması, vatandaşımızın memnuniyetinin çoğalması için gece gündüz çalıştık. Biz bugün burada, yarın şurada, öbür gün başka bir yerde hizmet için varız. Adana'dan ayrılıyorum ancak her zaman kalbim burayla. Adana'nın sıcak kanlı insanlarıyla birlikte. Ben artık sizin bir hemşehrinizim. Hakkınızı helal edin" dedi.







Daha fazlasını oku: 'Gavat' çıkışıyla ünlenen vali Adana'ya veda etti - Cafesiyaset http://www.Cafesiyaset.com/gavat-cikisiyla-unlenen-vali-adanaya-veda-etti_411124.html#ixzz33g9Tg5jD

Follow us: @Rotahaber on Twitter | rotahaberr on Facebook

"Yüreğin kaç paraysa verelim!"

0 yorum
Selahattin Demirtaş'ın Diyarbakır Belediyesi önünde PKK terör örgütü tarafından çocukları kaçırılan anneler için 'para karşılığında eylem yapıyorlar' sözlerine acılı anneden tokat gibi cevap geldi.





Çocukları terör örgütü PKK tarafından zorla dağa kaçırılan ve seslerini duyurmak için bir araya geldikleri Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünden BDP’li belediye tarafından zorla uzaklaştırılan ailelerin oturma eylemi, belediyenin karşısındaki refüjde devam ediyor.



 Ailelere her gün yenileri katılıyor. Van’da yaşayan Çağan ve Deniz aileleri imam hatip lisesinde aynı sınıfta okuyan kızlarının terör örgütünce kaçırıldığını belirterek, ailelere destek için Diyarbakır’a geldi.Oturma eylemini sürdüren ailelere katılan Songül Çağan ve Sünye Deniz, kızlarının fotoğraflarını ellerinden düşürmüyor.





‘İHL yurdu yok diye verdik’



Gözü yaşlı anneler Çağan ve Deniz, Van Erciş İmam Hatip Lisesi’nde yatılı okuyan kızlarının yakın arkadaş olduğunu ve aynı sınıfta okuduklarını anlattı. Kızlarının 12 Mayıs’ta birlikte kaçırıldığını kaydeden anneler, “İmam Hatip lisesinin yurdu yoktu. Başta bir yurda göndermiştik. O yurtta kandırıldılar ve dağa çıkarıldılar” dedi. Çocuklarının bir an önce serbest bırakılmasını isteyen aileler, tüm siyasilerden destek istedi.



Demirtaş yüreğini bana satsın



Erzurum’da çobanlık yaparak geçimini sağlayan Lütfiye Bozoğlu, 2 ay önce kandırılarak dağa götürülen oğluna kavuşmak için 3 ineğini satarak Diyarbakır’a geldi. Bozoğlu, oturma eylemini 15 gündür sürdürdüğünü, oğlunu bulmadan da memleketine gitmeyeceğini kaydeti. Demirtaş’ın para karşılığı eylem yapıldığı iddiasına kızan Bozoğlu, “Demirtaş yüreğini bana satsın parası neyse veririm” dedi.






Akp İzmirden toplu istifa

0 yorum
AK PARTİ Genel Merkezi tarafından istifası istenen AK Parti İzmir İl Başkanı Ömer Cihat Akay, yönetim kurulunun da istifalarını alarak, dilekçeleri teslim etti. Akay, "41 aydır yaptığım görevden onur ve şerefimle ayrıldım" dedi.





AK Parti'nin teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, geçen hafta cuma günü İzmir İl Başkanı Ömer Cihat Akay ve yönetiminin istifasını istedi. Akay, salı günü toplanan yönetim kurulunda 50 asil ve 9 yedek üyenin 55'inden dilekçelerini aldı. 4 üyeye ulaşılamadı. Bugün saat 10.50 uçağı ile gittiği Ankara'da istifa dilekçelerini Soylu'ya teslim eden Akay, görüşmenin içeriğini şöyle anlattı:



"Süleyman Soylu'ya dilekçeleri takdim ettim. Bana 'Partiye katkılarınız için çok teşekkür ederim' dedi. Herhangi bir görevlendirme olmadı. Yeni il başkanının nasıl belirleneceği konusunu da görüşmedim. 41 aydır yaptığım görevden onur ve şerefimle ayrıldım. Yeni gelecek yönetime başarılar dilerim."

28 Mayıs 2014 Çarşamba

2014 de sağlık'ta büyük zamlar geldi.

0 yorum
TÜİK verilerine dayanarak yapılan araştırmaya göre, 17 sağlık madde fiyatının tamamında artış yaşandı. Sağlık madde fiyatlarında en dikkat çeken artışlar yüzde 6,71 artışla sezaryen ücretlerinde oldu.


Artık Parası olmayana sağlık hizmeti de yok

2014 yılı Ocak ayında 989,37 TL olan sezaryen doğum ücretleri 2014 yılı Nisan ayında 1055,78 TL'ye çıktı. Yüzde 5,86 artışla ameliyat ücreti oransal değerlendirmede ikinci en fazla artan sağlık madde fiyatı oldu. Diş dolgu ücreti 2014 yılı Ocak ayında 86,58 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 90,66 TL'ye yükselerek yüzde 4,71 arttı. Diş çekme ücreti 2014 yılı Ocak ayında 55,20 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 58,13 TL'ye yükselerek yüzde 5,30 arttı.

 Normal doğum ücreti 2014 yılı Ocak ayında 809,37 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 851,55 TL'ye yükselerek yüzde 5,21 arttı. Hastane yatak ücreti 2014 yılı Ocak 118,10 TL iken 2014 Nisan ayında 119,78 TL'ye yükselerek yüzde 1,42 arttı. İlaç ücretleri 2014 Ocak ayında 9,88 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 9,92 TL'ye yükselerek yüzde 0,46 arttı.

"MAAŞLARA YAPILAN ZAMLAR 4 AYDA YOK OLMA NOKTASINA GELDİ"

Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, araştırmaya ilişkin ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, maaşlara yapılan zamların 4 ayda yok olma noktasına geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

"Her şey zamlanıyor; fakat enflasyon farkını istemeyen Memur-Sen'in imzaladığı toplu sözleşme nedeniyle memurun maaşı eriyip gidiyor. Önümüzdeki aylarda da memur maaşları enflasyona yenik düşecek. Ekonomi çevrelerinin yıllık enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşacağı sözlerini de değerlendirdiğimizde memurların zammı enflasyon karşısında buharlaşacak."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bi git be adam"

0 yorum
Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a “Senin defolup gitmen lazım” dedi.

KILIÇDAROĞLU'NDAN ERDOĞAN'A "SENİN DEFOLUP GİTMEN LAZIM"

Partisinin grup toplantısında konuşma yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Tayyip Erdoğan’a sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu Erdoğan için “3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.

 CHP lideri Kılıçdaroğlu “Toplumu bölüyor, renklere tahammül edemiyor. Senin defolup gitmen lazım” ifadelerini kullandı. Okmeydanı’nda yaşananlara da değinen Kemal Kılıçdaroğlu “Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunları çıkarsınlar. Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım” dedi.

​Huzur istiyoruz ama huzurlum bir Türkiye yok. Bu kötü günler arasında bize bir armağan hediye edildi. Nuri Bilge Ceylan Cannes’da Altın Palmiye aldı. Onunla gurur duyuyoruz. Onun filmlerinin her karesi bir sanat eseri gibidir. İzlerken duygulanırsınız. Fazla konuşma yoktur ama kendinizi filmin içinde hissedersiniz. O bir sinema bilgesidir. Tekrar yürekten kutluyorum bize armağan ettiği ödül için.

Taşeron işçiliğin kaldırılmasını isteyen tek parti CHP’dir. Taşeron işçilik döneminin bitmesi lazım. Defalarca bütün mitinglerde bunu dile getirdim. TBMM binası dahil bütün kamu kurumlarında taşeron işçi çalıştırılıyor. Sendikalara sesleniyorum. Taşeronluğa karşıysanız adresiniz CHP’dir. Taşeronluğu Türkiye’ye bela eden bu düzeni savunacak mısınız savunmayacak mısınız? Soma eylem yapan bütün işçi kardeşlerimizi yürekten kutluyorum. Sizin emeğinizi satan sendikacılara sakın güvenmeyin. Her zaman sizin yanınızda olacağız.

İKİ MİLYON TAŞERON İŞÇİYE SESLENİYORUM

Ama hala gidip de sizin emeğinizi sömüren, örgütlenmenize engel olan bir siyasal partiye destek verirseniz başınıza daha çok şey gelecek. Hep beraber ağlayacağız ama ağlamak çözüm değil. Çözümü beraber üreteceğiz. AB’de, ABD’de, Japonya’da hangi haklar varsa Türkiye’de de o haklar olsun diyoruz biz. 2 milyon taşeron işçiye tekrar sesleniyorum. Kimse kusura bakmasın. Sizin yeriniz, sizin ocağınız CHP’dir. Siz halktan birisiniz. Sizin haklarınızı arıyoruz. Ne arıyorsunuz sağda solda. Umut mu bekliyorsunuz. Onlardan size umut yok. onların kendisi köşeyi dönmeyi istiyor.

Ölen kardeşlerinizin mücadelesini yapmak zorundasınız. Onlar da işçiydi siz de işçisiniz. Onlar da çalışıyorsunuz siz de çalışıyorsunuz ama emeğinizi sömürtmeden. Yeriniz artık bellidir. Geleceksizin. eliniz mahkum. Ya sömürülmeye katlanacaksınız ya da ben de emeğimin hakkını almak istiyorum diyeceksiniz.
Türkiye riskli bir sürecin içine girdi. Gerginlik yaşanıyor ülkede. Kullanılan dil gerginliği besliyor. Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur ama biz tekerlek kırılmadan önce yol gösteriyoruz. Siyasetçinin sorumluluğu aydınlardan biraz daha fazladır. Çünkü temsil yetkimiz var. Halktan oy almışız. Kendisi sorun olan iktidara karşı çözüm üretmeliyiz.

“ÜÇ GÜN SUSSA ÜLKEDE HUZUR OLUR”

Emin olun 3 gün sussa Türkiye’de huzur olur. Her gün konuşuyor her gün kavga. Sürekli bir gerginlik ortamı yaratılıyor ve belli siyasi partiler bunlardan beslenmeye çalışıyor. Biz muhalefete görevimizi yapıyoruz. Hükümet ülkeyi akılla yönetmeli öfkeyle değil. Kendisiyle kavga eden bir siyasal anlayış olabilir mi?

“GERGİNLİK OLMASIN DİYE BAZI HATALARI GÖRMÜYORUZ”

Toplumda kutuplaşma gerginlik omasın diye çok hassas davranıyoruz. Bazı hataları toplumda fazla kutuplaşma olmasın diye görmüyoruz. Soma olaylarında Gezi olaylarında toplumda kutuplaşma olmasın diye çok hassas davrandık.
Biber gazını copları bizim milletvekillerimiz yedi. Neden? Vatandaşın çocuğu dövülmesin biber gazı yemesin diye. Yanlış mı yapıyoruz biz acaba.

Yüzü maskeli elinde silah olayları çıkaranlar kimse bunlar bunları çıkarsınlar. Biz bunlara karşıyız. Her zaman söyledim yine söylüyorum. O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA’ya Molotof atan polisleri gördük. Şimdi toplumda bu kutuplaşmayı yaratanlar kimler. Hükümetin bir an önce bunu çıkarması lazım.
Ben 68 kuşağındanım. Hep ülkemin bağımsızlığını savundum, huzuru savundum. 1960 ihtilali sonrası üç siyasetçiyi darağacına gönderdik. o dönem belki birileri alkışladı ama bugün siyasetçilerin idam edilmesinin ne kadar yanlış olduğunu hepimiz görüyoruz.

Daha sonra üç gencimizi idame gönderdik. Neden? İntikam hırsıyla.
Biz yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız. Uygar dünya yaşadığı acıları bir toplumsal kazanıma dönüştürdü.
Biz tarihten ders almadık. O acıları toplumsal kazanıma dönüştüremedik. birileri geldi bizi geçti biz toplumu ayrıştırarak yeni fay hatları yaratarak toplumu bölüyoruz.
Bugün cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasıyla karşı karşıyayız. Toplum ayrışmış durumda. Ayrıştıran bölen halkı kullanan halkı kendisine köle haline getiren siyasetçiler.

Eğer siz karşınızdaki insanı insan yerine koyup onun derdini acısını bilirseniz, acısını paylaşabilirseniz toplumsal kazanım yakalarsanız. Ama onu ötekileştirirseniz yakalayamazsanız. Siz düşünebiliyor musunuz empati kuramayan bir siyasetçi? Onu oy makinesi olarak gören bir siyasetçi. Onun sorunlarına çözüm üreten değil. Türkiye onları aşmak zorundadır.. Yeni bir Türkiye’yi yaratacağız. Farklılıklarımız var mı elbette var. Ama onları zenginlik olarak göreceğiz. Eğer siz birisini ötekileştirirseniz, yaptığınız tüm haksızlıkları meşrulaştırmış olursunuz.
İnanç açısından, mezhep açısından ötekileştirir ve ondan sonra söyleyeceklerine meşruluk kazandırmaya çalışır. Bakın tarihe. Biz bunlardan ders çıkardık mı? Hayır ders çıkarmadık. Her seferinde başa dönüyoruz. Biz kalkınamıyoruz, büyüyemiyoruz.

Kendi iç sorunlarıyla sürekli kavga eden bir siyaset anlayışını bir tarafa bırakmak zorundayız. Bizde güzel bir laf var “Susma sustukça sıra sana gelecek” işçilerimizin söylediği.
Sadece sizin sorunlarınızı değil Türkiye’deki bütün işçilerin sorunlarını çözmeye talibiz. Emeklinin sorunu, çiftçinin sorunu, işçinin sorunu, ev hanımlarının sorunu hepsini çözmeye kararlıyız.
Ama bu slogan ne zaman atılıyor? Sıra onlara geldiği zaman atılıyor. Oysa bizim inancımızda haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır deniyor. Haksızlıklara karşı susmayacaksın.

“BU SENDİKA DÜZENİNİ, SENDİKA AĞALIĞINI YIKACAĞIZ”

Ben isterdim ki TEKEL işçileri Kızılay’da dövüldüğü zaman Türkiye’nin bütün işçileri Ankara’da olsun. ben isterdim ki Soma’da 301 işçi hayatını kaybederken bütün sendikalar orada olsun. Ama bunlar olmuyor. İşçi kardeşim size sözüm var, bu sendika düzenini, sendika ağalığını yıkacağız ve onlardan da hesap soracağız.
Ayrışmadan söz ettik, kamplaşmadan söz ettik. Siz kamplaştırırsanız renkleri yok edersiniz. Bir siyah kalır bir beyaz kalır. Oysa güneş bile yedi renkli. Neden politikacı sert bir dil kullanıyor? Neden umut vaat etmiyoruz. Neden hep kavga ediyoruz. Neden ağzını açtığı zaman tepeden tırnağa hakaretlerle bu insanı maruz kalıyor. Bakın 301 işçi hayatını kaybetti. Ben de Soma’ya gittim. Bir kadıncağız bize sitemini yaptı. Yanımdakine de bu kadıncağız haklı dedim.

“ÖRNEK VERDİĞİ TARİHTE DAHA AMPUL İCAT EDİLMEMİŞTİ”

Sonra bir de bu ülkenin başbakanlık koltuğunda oturan zatta gitti. Evet gitmesi gerekir. Gayet güzel, bakın 301 kişi hayatını kaybetmiş. Yaş ortalaması 10 olan 432 çocuk yetim kalmış. Eşler yok, evlatlar yok. Büyük acı yaşanıyor. Bu gidiyor, sanki miting meydanı gibi kürsüyü koyuyor, başlıyor konuşmaya. Doğal bir ölüm kabul ediyor. Madenciliğin fıtratında doğasında böyle ölümler var diyor ve 1870’in 60’ın İngiltere’sinden örnek veriyor. 1860’da Abdülmecit tahtta ve ampul icat edilmemiş. Sen nasıl bu örneği verirsin. Bundan sonra Soma ayağa kalıyor. Herkes itiraz ediyor, yuh çekiyor. Efelenerek vatandaşın üzerine yürüyor. Yuh çekersen tokadı yersin diyor.

“SENİ TOKATLAYAN ADAMIN HALA ARKASINDAYSAN ORAYA BEN ÜÇ NOKTA KOYUYORUM”

“Yahudi dölü” diye ona hakaret ediyor. Sonra 4 bin polisle gidiyor ve de markete sığınmak zorunda kalıyor. Sonra marketteki bir vatandaşı da tokatlıyor. İlk kez bizim tarihimizde, bir ülkenin başbakanı kendi vatandaşını tokatlıyor. Bu ülkenin insanlarının 76 milyonun vicdanına sesleniyorum. Seni tokatlayan adamın hala arkasındaysan oraya ben üç nokta koyuyorum. Kimse kusura bakmasın.
Böyle bir şey olabilir mi? Bu şu demek, gidiyorsunuz cenaze evine başsağlığı dilemeye. Cenaze sahibine hakaret ediyorsunuz, bir de dövüyorsunuz. Biz oraya acıları paylaşmak için gittik. Onlar itiraz eder elbette eder. Düne kadar kim dinledi onları? Adam yerine bile koymadılar. Gideceksiniz çalışacaksınız dediler.

Çatı adayı Erdoğan'ı üzecek.

0 yorum
"ÇATI ADAY" ERDOĞAN'A İLK MAĞLUBİYETİNİ TATTIRACAK

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Başbakan Erdoğan'ın 'Çatı aday' konusuyla ilgili yaptığı "Aslında Pensilvanya'daki zat uyuyor ama onun da üniversite diploması yok" sözlerine tepki gösterdi.'

Hamzaçebi, "O otursun kendisine baksın. Kendisi Cumhurbaşkanı olamayacaktır. Olmanın hesaplarını yapıyor, müzakerelerini yapıyor, ittifaklar arıyor. Ama Recep Tayyip Erdoğan ilk büyük yenilgisini bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde alacaktır" dedi.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM'de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Hamzaçebi, 'Çatı aday' konusunu değerlendirdi. Hamzaçebi, "Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi adayı olarak da bakmamak gerekir buna. Bu aday başka bir partiden de olabilir. Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partili bir adayı tarif etmiyoruz. Böyle bir tarifimiz yok. Milliyetçi Hareket Partisiyle buluştuğumuz çok temel bir nokta var; Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmamalıdır" dedi.

Hamzaçebi, "Cumhurbaşkanı bütün toplumun birliğini temsil eden bir kişidir, bir partinin adayı değildir" diyerek, şöyle devam etti:

"Şüphesiz bir partiye mensup olabilir ama seçildiği andan itibaren Cumhurbaşkanı Anayasamıza göre tarafsız olmak zorundadır. Biz tarafsız cumhurbaşkanını tarif etmeye çalışıyoruz. Seçildiği anda partisiyle bir bağı varsa bu kesilecek ve toplumu temsil edecek. Çatı direkler, sütunlar üzerine yükselir. Direklerden herhangi biri olmaz veya eksik olursa sadece bir partinin oyuyla seçilip de ve o partiyi temsil eden bir kişi olarak hareket ederse bunun adı cumhurbaşkanı olmaz, partili bir cumhurbaşkanı olur, bu çatıda ayakta kalmaz çöker. Dolayısıyla aday bu şekilde olmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi adayı olarak da bakmamak gerekir buna. Bu aday başka bir partiden de olabilir. Cumhuriyet halk Partili ve Milliyetçi Hareket partili bir adayı tarif etmiyoruz. Böyle bir tarifimiz yok. Milliyetçi Hareket Partisiyle buluştuğumuz çok temel bir nokta var Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmamalıdır. Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduğu Bir Türkiye, özgürlüklerden uzaklaşmış, insan hak ve özgürlüklerini kilitlemiş, bunların önüne engel koymuş tutsak bir Türkiye demektir. Bu kadar yolsuzluğa, şaibeye bulaşmış bir kişi Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı makamına layık değildir."

'MHP İLE ÖNEMLİ OLAN İLKELERDE MUTABIK KALMAK'

"MHP ile bir temas başladı mı?" sorusuna Hamzaçebi, "Temas, bir şekilde olur. Önemli Olan ilkelerde mutabık kalmak" diye cevapladı.

Hamzaçebi, Başbakan Erdoğan'ın 'Çatı aday' öneriyle ilgili yaptığı "Aslında Pensilvanya'daki zat uyuyor ama onun da üniversite diploması yok" sözlerinin hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu:

"Kendisi mi düşünüyordu acaba, herhalde espri yapmıştır. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. O otursun kendisine baksın. Kendisi Cumhurbaşkanı olamayacaktır. Olmanın hesaplarını yapıyor, müzakerelerini yapıyor, ittifaklar arıyor. Ama Recep Tayyip Erdoğan ilk büyük yenilgisini bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde alacaktır. Ben buna inanıyorum."

Başbakan Erdoğan'ın 'Cadı avı' açıklamasına yönelik Hamzaçebi, "Amerika'da bir dönem 50'li yıllarda McCarthy dönemi vardı. O döneme benziyor. Yapsın bakalım. Türkiye hukuk devletidir. Bugün hukuku, egemenliği gücü altına almaya çalışan bir Tayyip Erdoğan vardır. Ama Türkiye'de hukuku milleti teslim alamayacaktır. Bu o kadar kolay değildir. Hukuk vardır. Kanunlarla kamu görevlilerinin görevlerine son verebilir, bunları yapıyor HSYK'da yaptı, başka kurumlarda yaptı. Bunların döneceği yerler vardır. En son milletten dönecektir. Sanmasın ki Bu yüzde 43 oy, onun antidemokratik otoriter uygulamalarına destektir. Hayır, hala 43 oyu yanlış yorumlayan bir Başbakan vardır."

Utanmazlığın resmini yapabilir misin Abidin?

0 yorum
Erdoğan, dünkü grup konuşmasında birçok ismi ve Alevi yurttaşları hedef aldı. Hüseyin Aygün, Erdoğan’a ‘Çağımızın Muaviyesi’ diyerek yanıt verdi. Erdoğan’a verilen Soma tablosu tepki çekti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP grup toplantısında konuştu. Erdoğan, yaptığı konuşmada yine toplumu gerecek sözler sarfetti. Başbakan Erdoğan’a TBMM’deki konuşmasının ardından madencilerle birlikte görüldüğü bir tablo hediye edildi. 2012 Temmuz’unda da Başbakan Erdoğan’a Ak Parti Van İl Kongresi’nde depremin simgesi olan Yunus Geray’ın fotoğrafı verilmişti. Erdoğan’ın konuşmasında satır başları şöyle:

MEVZUYU HALA ‘ANLAYAMADI’
»İstanbul’da Gezi Parkı’nda başlayan eylemler. Neymiş? Ağaçlar sökülüyormuş. Düğmeye basılıyor, legal illegal örgütler huzuru bozacak bir noktaya bu işi ulaştırıyorlar. Huzur istikrar ve ekonomi hedef alınıyor. Her gün sokaklarda şiddet vandallık görüntüsü. Ortada herhangi bir şey yok. Tek gerekçeleri ne? 12 tane ağaç.

SOMA’DA BİLE ‘ALEVİLER’ DEDİ
»Okmeydanı’nda eli kanlı terör örgütünün (DHKP-C) dışarıdan desteklenmediğini söyleyecek olan var mı? O malum Tunceli milletvekili başta olmak üzere CHP vekilleri o örgütün vekilleri gibi davranıyorlar. CHP Alevi vatandaşlarımızın duygularını istismar etmekten, onlar üzerinden çatışma senaryolarını beslemekten başka hiçbir şey yapmamıştır ve yapmaz. Alevi vatandaşlarımın da bu yaşananlardan rahatsız olduğunu biliyoruz. Alevi vatandaşlarım lütfen iki yüzlü siyasetçilere prim vermesinler.

»Biz alevi kardeşlerimizin sorunlarını bir istismar olarak kullanılmasına asla izin vermeyiz. Hızır paşalar asırlar öncesinde kalmıştır. Açılın kapılar şaha gidelim diye, medet arama dönemi de asırlar öncesinde kalmıştır. Türkiye’de kimin ne meselesi varsa o bizim meselemizdir.

»Soma’da yaşananlar. Yahu orada bile Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toparlayıp Soma’ya getiriyorlar. Niye? Bu defa da Soma’yı karıştıracaklar. Ben buradan Soma’daki maden işçilerine sesleniyorum. Bu CHP’nin bu bölücü terör örgütü yandaşlarının, legal yada illegal örgütlerin oyununa gelmeyin. Sizi bunlar yalnız bırakırlar.

»Yaşanan onca tahrike rağmen, Allah’a sonsuz şükürler olsun bu millet oyuna gelmedi. Bu yetmez, biz yeni Burakcan’ların terörün içine sokulan yeni Berkin’lerin Okmeydanı’nda olaylarda ölen Uğur’ların Ayhan’ların ölmesine yitip gitmesine tahammül gösteremeyiz.

»Bu hafta sonu Almanya’daydım. Oradaki Ali’siz Alevilere miting yapma izni verilmiş. Alınan önlemler başarılı olduğu için hiçbirisi arzusuna ulaşamadı. birgün.net

27 Mayıs 2014 Salı

Siyasetiniz batsın yazık değil mi bu Annelere.

0 yorum
PKK’NIN ÇOCUKLARINI KAÇIRDIĞI AİLELER BDP’Yİ BASTI
Diyarbakır’da PKK’nın çocuklarını kaçırdığı aileler, bugün BDP il binasını bastı. BDP’lilerle çocukları kaçırılan aileleri arasındaki arbedeyi polis ayırdı,

Buradan çıkan aileler Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlattı. BDP yöneticileri ise PKK’ya katılımlarla ilgileri olmadığını belirterek, ailelerin tahrik edildiğini ileri sürdü.

Diyarbakır’da Endüstri Meslek Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi 15 yaşındaki Ö.Ç. ile berber çırağı olan kuzeni 15 yaşındaki B.Ç.’nin önceki gün PKK tarafından dağa kaçırıldığını söyleyen aileleri, bugün BDP il binasını bastı. İki kuzenin yakınları olan yaklaşık 10 kişilik grup, girdikleri bina içinde BDP’lilerle tartıştı. Çıkan arbedede tartaklandıklarını söyleyen aileler polis çağırdı. BDP binasına gelen çok sayıda polis, ailelerle BDP’lilerin kavgasını ayırıp, aileyi bina önünden uzaklaştırdı. Bu sırada aileler binadan ayrılırken, BDP’lileri alkışla protesto etti.

OTURMA EYLEMİ
BDP binasından ayrıldıktan sonra merkez Sur İlçesi’ndeki Dağkapı Meydanı’na gelen aileler burada oturma eylemi başlattı. Kuzenlerin babaannesi Guli Çetiner, Kürtçe ağıtlar yakarak torunlarının bırakılmasını istedi. Çetiner, "Ben kabul etmiyorum, çocuğumu istiyorum" dedi.
Lise öğrencisi Ö.Ç.’nin annesi Halime Çetiner, gözyaşları içinde oğlunun hasta olduğunu belirterek bırakılması istedi. Halime Çetiner, şunları söyledi:
"Oğlum şeker hastası, aynı zamanda astımı var. Oralarda perişan olur. İlaçlarını almazsa şekeri 300’e çıkar ve orada ölür. Benim oğluma bir şey olursa, sebebi onlardır. Oğlumu okulda aşılamışlar. Onları okullardan gönderiyorlar. Ben çocuğumu istiyorum."
’BEN ONU TÜP BEBEKLE YAPTIM’
PKK’nın kaçırdığı B.Ç.’nin anesi Saniye Çetiner de oğlunu tüp bebek yöntemiyle dünyaya getirdiğini belirterek, "Ben çocuğumu istiyorum başka bir şey istemiyorum. 3 gündür çocuğum yok. 3 gündür evimizde yas var. Pazar günü saat 16.00- 17.00 arası yemek yiyip çıkmış. Oğlum berberde çalışıyor. Bir arkadaşına mesaj çekmiş, demiş ’bizi götürüyorlar, biz gideceğiz’ demiş. Ben çocuğumu istiyorum" dedi.
Kaçırılan iki kuzenin aileleri daha sonra Dağkapı Meydanı’nda oturma eylemi başlatırken, kendilerine yakınları da destek verince sayıları 10’u buldu.

BELEDİYE ÖNÜNDEKİ AİLE SAYISI 11’E YÜKSELDİ
PKK tarafından çocuklarının kaçırıldığını iddia ederek Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde 19 Mayıs tarihinde oturma eylemine başlayan aile sayısı da, eylemin 9’uncu gününde 11’e çıktı. Çocukları dağa götürülen bazı aileler, çeşitli okullarda okuyan çocuklarına zarar gelmesinden endişe ettikleri için konuşmaktan ve görüntü vermekten kaçındı.

PKK’nın götürdüğü iddia edilen çocukların yaşı 14 ila 23 arasında değişiyor. Belediye binası önünde eylem yapan kadınlar, kendilerine destek vermek isteyen ve çocukları dağda olan çok sayıda aile olduğunu, ancak mahalle baskısı yüzünden buradaki eyleme katılamadıklarını söyledi. Bazı kadınlar sinir krizleri geçirip gözyaşlarına hakim olamazken, A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin, oğlu bırakılıncaya kadar eyleme devam edeceğini, gerekirse açlık grevi başlatacağını, hatta kendisini yakabileceğini söyledi.
BDP’DEN AÇIKLAMA: GERİLLAYA KATILIMLA ALAKAMIZ YOK
BDP Diyarbakır İl Başkanlığı, çocukları PKK tarafından dağa kaçırıldığı gerekçesiyle parti binasına saldıran aileyle ilgili yazılı açıklama yaparak, hükümeti ve polisi eleştirdi. Açıklamada şöyle denildi:
"Bölgemizde kırk yıldır devam eden savaşın yegane sorumlusu olan TC. Tekçi devlet zihniyeti ve onun bugünkÜ yürütücüsü olan AKP hükümeti kanlı ellerini tekrar devreye sokmuşlardır. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevruz’uyla başlattığı barış süreci, AKP hükümeti tarafından sabote edilmektedir. Kürt halk önderi ve Kürt özgürlük hareketinin tüm sağduyu çağrılarına ve çabalarına rağmen, Türk devleti saldırılarına ara vermeden devam etmektedir. Kürt coğrafyasına kan deryasına çeviren Özel Harp dairesinin kirli ve kanlı oyunları Amed’te tekrar yüzünü göstermiştir. Faşist Türk polisinin provoke ettiği üç beş kendini bilmez kişi, BDP Diyarbakır il binasına saldırmıştır.

Kalekol yaparak parti binalarımıza saldırarak Kürt halkını yıldıracağını sanan AKP polisi şu an binlerce polisi ve zırhlı aracı ile il binamızı kuşatıp provokasyonlara zemin hazırlamıştır. Yalanhaber ve karalamalarla kamuoyunu yanıltılmaktadır. Halkımız ve partimiz karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Özellikle barış süreciyle beraber provokatörler eliyle partimiz ve değerli halkımız karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. Gerillaya katılımların bizim partiyle uzaktan yakından alakası olamadığını herkes bilmelidir."

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, PKK’nın çocukları götürüp alıkoymasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Başsavcı Solmaz, "2014/16234 soruşturma numarası ile çocukları Lice’ye götürenler ve alıkoyanlar hakkında soruşturma devam etmekte olup, soruşturmanın safahati ve sonucu hakkında kamuoyuna bilgi verilecektir" dedi.
Anneler ne diyor?
Dİyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı önünde PKK’nın dağa götürdüğünü çocuklarını bırakmasını isteyerek eylemlerini sürdüren annelerin görüşleri şöyle:
EYLEMİ İLK BAŞLATAN ANNE
Belediye önünde ilk eylemi başlatan 15 yaşındaki H.G.’nin annesi Safiye Gündüz: "Kızım 23 Nisan’nda piknik bahanesiyle kaçırıldı. Selahaddin Eyubi Anadolu Lisesi 2’nci sınıf öğrencisiydi. 4 çocuğum var. Kocam Ahmet Gündüz, Kuzey Irak’ta inşaat taşeronu olarak çalışıyordu. Şimdi o da işini bırakmış şu an eylem yerinde bekliyor. 2’si kız, 2’si erkek 4 çocuğum vardı. Bir kızım dağa gitti, diğer çocuklarım başka şehirlerdeki çeşitli üniversitelerde okuyor. Kızımın bırakılmasını istiyorum."

’OĞLUNU DAĞDAN İNDİREN KADIN BİZE UMUT OLDU’
15 yaşındaki F.E.’nin annesi Filiz Eren: "Oğlum F., H. ile aynı sınıftaydı. 19 Mayıs’ta geldik, bugün 9 gün oldu. 23 Nisan’da birlikte pikniğe gitmişlerdi. Orada 5 çocuğu kaçırmışlardı. Ondan sonra bir kadın üniversite yolunda eylem yaptı, ’çocuğumu getirin’ diye. Sonra onun oğluyla birlikte 3 çocuğu serbest bıraktılar. Biz de bunu televizyonda duyduk umutlandık. H.’nin annesi ile birlikte belediye önünde eylem yapmaya karar verdik ve burada eyleme başladık. Mücadelemize devam edeceğiz."
15 yaşındaki A.B.T.’nin annesi Fatma Türk: "Oğlumu Ergani’den götürmüşler. Seçimden 2 gün sonra evden çıktı ve bir daha dönmedi. 8 çocuğum var. A.B. en küçük çocuğumdu. Oğlumu istiyorum onu geri getirsinler. Partiyle alakası yoktu kendi halindeydi."
’GEREKİRSE AÇLIK GREVİNE GİRECEĞİM, HATTA KENDİMİ YAKACAĞIM’
16 yaşındaki A.K.’nin annesi Yüksel Karaşin: "Oğlum hastaydı, hiç alakası yoktu dağdakilerle. Kulağından iltihap akıyordu. 9 Nisan’da götürdüler. Ben oğlumu istiyorum. 8 gündür buradayım. Tüm bu eylemlerden önce Dağkapı Meydanı’nda tek başıma eylem yapmayı düşünüyordum. Oğlum gelir, onu bırakırlar diye bekliyordum. Sonra bu kadınların çocukları için eylem yaptığını televizyondan görünce ben de buraya gelip eyleme başladım. Açlık grevine gireceğim, gerekirse kendimi yakacağım. Küçük çocuğumu da alıp gelmişim. 4 çocuğum var evde bıraktım geldim ne yapayım?"

’AİLELER KORKUYOR’
17 yaşındaki M.T.’nin annesi Sarriye Tokay: "Oğlum 14 yaşında Namık Kemal Lisesi 1’nci sınıf öğrencisiyken gitti. 2 ay birinci sınıfa gitti, sonra onu götürdüler. Aslında bize katılmak isteyen bir çok aile var ama korkuyorlar, çekiniyorlar. Korkudan ve endişeden dolayı buraya gelemiyorlar. Onu kandırıp götürdüler, hastaydı gözlerinde rahatsızlığı vardı. Bütün annelere sesleniyorum bize destek versinler. Gültan Kışanak’a sesleniyorum, Baydemir’e sesleniyorum, Ahmet Türk’e sesleniyorum, devlete sesleniyorum; bize sahip çıksınlar, çocuklarımızı getirsinler."

’SAVAŞ İSTEMİYORUZ, ÇOCUĞUMU İSTİYORUM’
18 yaşındaki O.B’nin annesi Zeynep Baytok: "Oğlumu 40 gün önce kaçırmışlar. Serbest çalışıyordu. 9 çocuğum var. O. 5’nci çocuğumdu. Televizyonda buradaki kadınları gördük. Oğlumu geri versinler. Oğlumuzu verene kadar buradan kalkmayacağız. Biz savaş istemiyoruz. 6 günden beri buradayım. Çocuğumu istiyorum, bana oğlumu getirsinler."

’YA ÇOCUĞUMU BIRAKSINLAR, YA DA CANIMIZI ALSINLAR’
19 yaşındaki V.Ç.’nin annesi Meral Çapak: Oğlum 7 ay önce gitmiş. Okula gitti bir daha gelmedi. Televizyonlarda kadınların çocukları için yaptığı eylemi görünce hemen düşünmeden ben de geldim. Ya çocuğumuzu bıraksınlar, yada bizim de canımızı alsınlar. Biz çocuklarımızı istiyoruz. Çocuğumu serbest bıraksınlar. Bunu istiyoruz. Saf kendi halinde evden çıkmayan bir çocuktu, yani oraya gidecek bir çocuk değildi."
BİR OĞLU ASKER
21 yaşındaki Y.Y’nin annesi Hediye Yıldız: "Oğlum 17 yaşındayken dağa gitti. Burhanettin Endüstri Meslek Lisesi öğrencisiydi. 7 çocuğum var. Kocam işsiz, perişan olduk. 20 yaşındaki oğlum Recep de Yalova’da asker. Televizyonda annelerin eylemini gördüm ben de destek için ve oğlumun geri gelmesi için eyleme başladık. 6 gündür eyleme devam ediyorum. Televizyonda görüp geldim. Huzurumuz yok, her gün ağlıyoruz. Hem asker oğluma, hem de dağdaki oğluma ağlıyorum. Hasta çocuğum var evde. Her gün de buraya geliyorum. Eşimin işi yok o da buradadıır. Biz barış istiyoruz."
’KIZIM 1 YIL ÖNCE GİTTİ’
Diyarbakır ve başka kentlerde okuyan çocukları olduğunu, onlara zarar gelmesinden endişe duyduğu için görüntü vermek istemeyen, 24 yaşındaki F.A.’nın annesi Keji Aydemir de, kızının bir yıl önce örgüte katıldığını söyledi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde okurken kızını bir kez daha dağa götürülmek istendiğini, ancak durumu erken fark ederek polisle birlikte ona engel olduklarını söyledi. Anne Aydemir, "Kızım bir yıl önce gitti. Eskişehir Anadolu Üniversitesi son sınıf öğrencisiydi. Kızımın ve bizim hayatımızı bitirdiler" dedi.
’SANA İŞ VERECEĞİZ DİYE DAĞA GÖTÜRDÜLER’
21 yaşındaki S.U.’nun annesi Muhsine Uçakan: "48 gün oldu kızım gideli. 6 günden beri burada eylem yapıyoruz. Arkadaş ortamından tanıştığı kişiler onu dağa götürdüler. Sana iş vereceğiz diye kandırdılar. Kızım hastadır, sara hastasıdır. Gözleri iyi görmüyor ve dizlerinde rahatsızlığı var. Bunu dağa götürseniz ne yapabilir ki? Televizyonda kadınların çocukları için eylem yaptığını gördük ve kendi çocuğumun bırakılması için eyleme destek verdik."


http://www.haber3.com/pkkdan-sok-yalanlama-2692865h.htm#ixzz32wQIJvOC
 
Minima 4 coloum Blogger Template by Beloon-Online.
Simplicity Edited by Ipiet's Template